2 Mart 2009 Pazartesi

Bölüm 24 - İtiraz 5 : “Ya “serbest irade” şans eseri ortaya çıktıysa...ve seçim dışı kalması için her hangi bir masraf da içermiyorsa...”

“Ya “serbest irade” şans eseri ortaya çıktıysa...ve seçim dışı kalması için her hangi bir masraf da içermiyorsa...”

Diyelim şans eseri ortaya çıktı, ve o kadar da fazla bir yükü olmadığı için doğal seçim tarafından dışarıda bırakılmadı – yani insanlar diğer yaptıklarında o kadar başarılı idiler ki bu “serbest irade” genlerin yaşama şanslarında bir azalmaya sebep olmadı.

Hayatta kalma” ile “şirket yönetme”yi karşılaştırın.

Yeni işe başlayan şirketler hem cimri hem de çok etkindir: boş yere bir kuruş bile harcamazlar, yaptıklarında da maksimum verimlilik peşindedirler.

Sonra, başarılı oldukları zaman, bir parça verimsiz olabilirler – personel sayısı arttıkça şirket sahibinin herkesi motive halde tutmaları zorlaşır, prosedürler daha katı ve esnetilemez hale gelir. Ama işletme temelde güçlü ve başarılı ise, bu tip ufak verimsizlikleri tolere edebilir.

Ama “serbest irade” hiç de az bir maliyet değildir.

“Serbest İrade”nin tahrip gücü yok yüksektir (tabi kullanırsanız).

Kafanıza göre takılmak” apandisitin tamamını aldırmadan dolaşmak gibi birşeydir, sanki elemanlarınız geliyor paketleme yapmak, müşterileri aramak yerine bilgisayarda iskambil oynuyorlar.

Ve bir sorun daha var:

Şans eseri oluşan “Serbest İrade” fikri, düşünüldüğünden daha karmaşık:

- Eğer yaptıklarımızı sadece hoşumuza gidiyor diye yaparsak, bu evrim tarafından bize yapmamız söylenen şeyler olmayabilir...böyle olmadıysa beynimiz bu yaptığımız şeyleri nasıl yaptırıyor olacaktı bize?

Serbest İrade” yaptıklarımızı rastgele yapmak değildir...bir şeyleri yapmayı istemekle ilgili.

Özellikle belli şeyleri yapmayı istemekle. Peki o zaman beyinlerimiz bu 21. Yüzyılda yapmak istediklerimizi yapmak üzere nasıl düzenleyecekti kendini? Serbest İrade sahibi bir makineyi nasıl programlayabilisiniz? Bu düşünüldüğünden daha zordur.

- Serbest İrade sahibi bir bilgisayar programını nasıl kodlayabilirsiniz?

Bilim-kurgu filmlerinin sık karşılaşılan senaryolarından biridir: İnsanlar tarafından, insanın istediklerini yapmak üzere robot yaratılır..ama Frankenstein veya Terminatör filmlerindeki gibi “kendi bilinç/duygu ve davranışlarının farkına varıp” programlayıcıların istediklerinden çok kendi istediğini yapmaya başlar.

Peki ama kendisinin hoşuna gidecek şeylere nasıl karar verir?

Diyelim bir robot yaptınız ve bu robot ne istediğini bilen, “serbest irade” sahibi biri.

Gidip etrafta dolaşarak yiyecek arayacak.

Hadi git bakalım etrafta hoşuna gidecek bir şeyler bulabilecek misin?” diyemezsiniz. Neyin iyi hissettireceğini söylemezseniz, neyi beğeneceğini nereden bilecek? Neyin “iyi” neyin “kötü” hissettireceğine dair bir ölçütü olması lazım. Bu mümkün değil.

Sizin istemesini söylemediğiniz hiç bir şeyi isteyemez. Neyin iyi neyin kötü olduğuna dair kendisi bir ölçüt koyamaz, neyi beğeneceği neyi beğenmeyeceğine karar veremez.

Serbest irade sahibi bir robota en yakını bir çeşit rastgele makine benzeri bir şey olur “ Git ve herhangi bir şey bul” Bu durumda gidecek ve motorları tükenene kadar aramaya devam edecektir.

Ama biz insanlar böyle davranmıyoruz. Rastgele hareket etmiyoruz. Ne istediğimiz konusunda çok belirliyiz.

Kendi ölçütlerine göre neyin iyi neyin kötü olacağına karar verebilecek bir bilgisayar – veya insan beyni – programlayamazsınız.

Serbest İrade nasıl yaratılır?” sorusu bizi determinizm ve eski Yunanlılara kadar götürür.

Eğer biz tamamen otomatik hareket eden atomlardan oluşuyorsak, neyin hoşumuza gittiğine dair ölçütlerimizde neyden oluşuyorsak oradan gelmeli. Evrim tam da budur.

Evrim basitçe çok karmaşık kimyasal hareketlerdir, ki bu hareketler öncesi ile ve çevre koşulları tarafından belirlenir. Çevre koşulları da güneşin ısısı da, rüzgarın yönü de taa Büyük Patlamaya kadar geri gidebilen, öncesi ile belirlenir.

Evrim basitçe, aynı uzak yıldızlardan bize ulaşan ışın dalgaları gibi, hareket halindeki fiziğin determinizmidir.

Serbest İrade” programlanamayacağı için determinizm varolmalıdır, yaratılmış olamaz.

Bir karar verebilmek için her zaman bir ölçüte ihtiyaç vardır; bu ölçüt de daha önce olmuş şeylere bağımlı olmalıdır.

Bu problemden ölçütü çıkartmanın tek yolu, gelişigüzelliğe davetiye çıkarmaktır. Ancak gelişigüzellik de bir başkasının ölçütünü takip etmekten başka bir şey değildir.

Duygularımızı anlayarak geldiğimiz yer, dünyanın deterministik görünümüne uyacak şekilde sezgilerimizi anlamaktır.

Evrim amino asit ve DNA’ların ıslak yapışkan dünyalarındaki fizik kurallarıdır.

Yaşam” ve “serbest irade” konusundaki sezgimiz, moleküllerin hareket etmesinden başka bir şey değildir.