Eğer “biz” bilinçli zihinlerimizsek o zaman belki de “hayatta kalma makineleri” değilizdir...
..sanki hayatta kalma makinelerinin içinde hapsolmuş gibiyiz...
Kaçamıyoruz. Makinenin tamamını, hayatta kalma amacı ile yaptığı şeyleri yapmaması için kapatamıyoruz.
Üstelik bu sağa-sola gen yayma konusunda etkin yardımcılar olmak durumundayız çünkü bütün istediğimiz, kendimizi iyi hissetmek.
Ve kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlar, aslında bu genlerin hayatta kalma şanslarını artırmaya yardım ettiğimiz zamanlar. (Böyle bir bakış açısını çocuğunuzun okul başarısı karşısında duyduğunuz mutluluğa uyarlayın. Başarısız olsa daha az sevecek değilsiniz ama başarılı olması genlerinizi devam ettirmesi adına sizin için iyi haber)
- Ama bizim amacımız genleri etrafa yaymak değil ki...
- Bizim amacımız...hayatta kaldığımız sürece,kendimizi iyi hissetmek
Eğer kumandada gerçekten de bilinçli zihnimiz olsaydı, bilinçaltımıza her zaman iyi hissetme talimat verir, olur biterdi.
Hayatta kalmaya yetecek kadar çalışır, geri kalan zamanı da kendimizi iyi hissederek geçirirdik.
Ne üremeye gerek olurdu, ne daha fazlasını başarmaya, ne lüks tüketim malzemelerine ne de başarıya. Gerçekten de bunları yapmaya hiç gerek kalmazdı.
Eğer duygularımızı kontrol edebiliyor olsaydık sessiz, sakin, riskten uzakta tamamen “gönül tokluğu” içinde, harika, eğlenceli doygun bir hayat yaşayan insanlar olurduk.
Bir paralellik var. Bilinçli zihinler seks yapmayı seviyor. Seksten epeyce zevk alıyoruz. Ama bunun bir de yan etkisi var. Hamilelik. O zaman koruyucular kullanıyoruz.
Genlerin gücünü engellemek için ve o genlere rağmen bilinçli zihnimizin istediğini elde edebiliyoruz.
Sahip olduğumuz diğer duygular için de aynısını yapamaz mıyız? Niye hiç seks yapmadan seksin getirdiği bütün zevkleri yaşayamıyor olalım?
Sanki bir adım daha atsak hayatlarımızı kontrol altına alabilecekmişiz gibi duruyor. Sadece bunun gözümüzün önündeki bir sonraki adım olduğunun henüz farkına varamadık
Aşağıda gerçekler bizim için gayet açıktır: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaradan’ları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. ABD Bağımsızlık Bildirgesi 1776
Mutluluğa erişme hakkımız olduğu için “Serbest İrade”miz olduğunu düşünüyoruz.
Ama pamuk tarlasında çalışan köle de aynı şeyi düşünüyor.
Köle serbest değil çünkü erişeceği ödüller sahibinin insafına kalmış.
Sahip de kölesinin mutluluğunu ancak iş yapma gücüne katkısı olduğu müddetçe düşünüyor.
Bizim sahiplerimiz de bizim mutluluğumuza aynı şekilde yaklaşıyor.
Peki biz genlerimizin kölesi miyiz yoksa iş-ortağı mı?
Bu sorunun yanıtı genetik hedeflere ulaşmanın en iyi yolunun bilinçli zihinlerimizle aynı olup olmadığında yatıyor.
- Ne kadar çok çalışırsak o kadar vaadedilmiş ödül alacağımız ortak mıyız
- Yoksa denetçileri tarafında kötü muameleye tabi tutulan ve sadece işi yapmaya yetecek kadar ödül verilen köleler mi?
Bu da “gerçekten mutlu bir hayat yaşamak mümkün mü?” sorusunun yanıtına bağlıdır.
14 Mart 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)