“Serbest İrade” kavramını yok etmeye yönelik ilk teşebbüs “atom”un varlığını bulan Eski Yunanlı’lardan geldi. Dünyadaki herşey, insan beyni dahil, bu bölünemez parçacıklardan oluşuyordu.
Bilimin bize öğrettiği ise her hangi bir atom veya molekülün davranış biçiminin fiziksel özellikleri ve fizik kanunlarına bağımlı olarak tamamen otomatik olduğudur.
Peki milyarlarca, tamamen otomatik, atomu bir araya getirerek nasıl insan oluşturulmuş olabilir..öyle bir şey yaratacaksınız ki bu hayatı kendi isteğine göre yaşayacak?
Bu soru filozofların ve bilim insanlarının yıllarca bocalamasına sebep oldu.
Eğer biz kendimiz atomdan başka bir şey değilsek, kendi otomatik atomlarımızı nasıl kontrol edebiliriz?
“Serbest İrade” sahibi olmak için, bu atomlardan bağımsız ve başka bir parçaya sahip olmamız gerekmez mi?
Ancak böyle bir parça bize bağımsız bir şekilde nasıl davranmamız gerektiğini söyleyebilir.
Öyleyse bu atomlardan oluşmayan bu parça beynimizin neresinde?
Ve atomlardan oluşmuyorsa neyden oluşuyor?
Tabi biz tartışmayı böyle sürdürüp giderken, filozof “dur, ben kahvemin yanına bir çörek alıp geleyim” diyerek “serbest irade” yi tekrar gün yüzüne çıkartabilir
Veya bilim yazarı Matt Ridley’in dediği gibi
“Şimdi ben, sırf istediğim için, arabama atlayıp Edinburgh’a gitme yeteneğine sahibim. Ben serbest irade sahibi bir aracıyım” – Matt Ridley, Genome
“Serbest İrade” sınıftan çıkıp gerçek hayata adım atma konusunda etkili olabilir.
Ama Charles Darwin ve onun Evrim teorisi de peşinden geldiğinde “Serbest İrade” gene problem yaratıyor:
Atomik seviyeyi unutun – biz “organizmanın bütünü” seviyesinde de serbest değiliz.
“Biz hayatta kalma makineleriyiz – gen denilen bencil molekülleri korumak için körlemesine programlanmış robotlarız” – Richard Dawkins, The Selfish Gene (Gen Bencildir, TÜBİTAK Yayınları)
Evrimin, serbest irade sahibi olup da istediğini yapabilecek bir hayvan yaratabileceği düşüncesi, kaynağına doğru akan sudan bahsetmek gibi bir şeydir.
Tesadüfen “Serbest İrade” geni bizim gözlerimizi, kulaklarımızı yaratan mutasyonlarla yaratmış olsa dahi doğal seçimde kazanamayacaktır.
Doğal seçim, tanımı gereği, hayatta kalma şansı şansını çoğaltan genleri seçer.
“Kafana göre takıl” gibi bir prensip kör aslanın görebilen aslanı yenmesine eşittir: Zehir içmek veya hızla giden trenin önüne atlamak için vazgeçilmez bir istek duymaya benzer.
Evrenin ilk tasarımı Tanrı tarafından seçilmiş veya bilimin kanunları ile kendiliğinden oluşmuş olabilir. Hangi seçenek olursa olsun, devamı, bilim kanunları çerçevesinde evrim tarafından belirlenmiştir. Bu da demektir ki kendi kaderimizin efendileri olduğumuzu görmek çok zor olacaktır. – Stephen Hawking
Peki o zaman, neler oluyor?
Bilimsel anlatımla bizim kişisel deneyimlerimiz arasındaki boşluk nasıl bu kadar büyük olabiliyor; çok anlamsız.
Bir tarafta “serbest irade”miz olduğunu biliyoruz ama öte tarafta da bu serbest iradeyi her kullandığımızda sadece fizik yasalarını değil insanın nasıl varolduğunu açıklayan bilimin tamamını alt-üst ediyoruz.
Yanıt ne?
Bir gün fizik yasalarını keşfedebileceğimize kendimizi ikna edebilir miyiz? Yoksa kendimiz hakkında düşünülemeyeni düşünmeye başlamanın vakti geldi mi?
Ya istediğimiz zaman arabaya atlayıp Edinburgh’a gitme olanağımız yoksa? Ya çörek yiyip yememe seçimi gerçekte bize kalmıyorsa?
Bunların hepsi birer yanılgı olabilir mi?
“Serbest İrade gerçek güdülerimizin neler olduğunu anlama yeteneksizliğimizden doğan bir yanılgıdır” – Charles Darwin’e ait olduğu söylenir.
Milyarlarca yıldır, kendi seçimlerimizi yaptığımızı zannederken, aslında doğal seleksiyonun dediklerini yapmış olabilir miyiz?
20 Mart 2009 Cuma
Bölüm 6 - Bilim, Robot olmamız gerektiğini söylüyor
Etiketler:
atom,
doğal seleksiyon,
richard dawkins,
selfish gene,
Stephen Hawking
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder