30 yıllık mutlu bir evliliğin nedenleri araştıran gazeteci adama sormuş:
- Bu kadar uzun yılların sonunda mutlu bir evliliği sürdürmeyi nasıl başardınız?
- Basit. Evliliğimiz boyunca ufak kararlarda karımın dediği oldu. Büyük kararlarda ise benim dediklerim
- Mesela?
- Ne bileyim? İşte, “evi nereden alalım?”, “çocukları hangi okullarda okutalım?”, “yazlık mı alalım yoksa devremülke mi girelim?” gibi ufak konularda hep karımın dedikleri oldu.
- E peki büyük kararlar nedir?
- Mesela “Avrupa Birliğine girelim mi?”, “Uluslararası ilişkilerde diplomatik ilişkiler nasıl yürütülecek”, “Nükleer enerjiye mi geçelim, çevreci enerjileri mi tercih edelim” gibi büyük konulardaysa karım hep kararı bana bıraktı.
Adam güzel bir "kendi kendini ikna etme ve değiştiremeyeceği düzenle barışık yaşama" yöntemi bulmuş
“Tamam büyük kararlarda evrimin kurallarına uygun olarak davrandığımı kabul ediyorum da robot olma fikrini kabul etmek bana hala zor geliyor. En azından “ufak kararlar”da yani genin hayatta kalma, etrafa tohum saçma hedeflerini o kadar da rahatsız etmeyecek konularda ben “serbest irade”mi kullanamaz mıyım?”
O zaman “serbest irade”nin psikolojisini çok ufak, rutin bir örnekle inceleyelim...
Akşam yatağa giderken canınız birşeyler istiyor ama ne istediğine de karar vermiş değilsiniz.
İçecek birşeyler olsun mu? Peki olsun...
Açtınız buzdolabının kapağını..Seçenekler : Bira, süt, kola, su...
“Bu dördünden istediğimi isterim gen dahil kimse bana karışamaz”...mı?
Seçimde beyninizden geçenler şöyle:
- Bira? Şimdi yatarayak hiç kalkışmayayım. Hem bir tane de kalmayacağım..6’lı paketi bitirene kadar gider bu iş. Geçen sefer ne oldu hatırlıyorsun. Üstelik yarın bir toplantı da var. Boşver birayı, acısını haftasonu çıkartırsın
- Süt? Şimdi gaz maz yapmasın.Tam yağlıymış bir de. Hani kolesterole dikkat edecektin? Zaten son kullanma tarihi de geçmiş gibi.
- Kola? Aman aman, geçenlerde gelen kolanın zararları dosyası hala ezberimde. Artık eve de almayalım zaten
- Su? En iyisi. Zaten bugün su içmeyi biraz ihmal ettim. Böbrektaşı oluşmaması için iyi diyorlar. Hem kaliteli bir uyku için de gerekliymiş. Yalnız biraz sıcak su ile soğukluğunu ayarlıyayım sonra ses tellerime bir şey olmasın. Malum yarın toplantı....
İşte sizin belki de kapağı açar açmaz elinizi uzattığınızı zannettiğiniz ve “kafama göre yaptım seçimi”, “işte serbest irade bu” diye sevindiğimiz şey aslında beynin içindeki nöronları bizi daha önceden belirledikleri seçime yönlendirmelerinden başka bir şey değil.
Bu seçime yönlendirmek için de hafızadan anılar çıkartıyorlar, koku ve tat duyularını devreye sokuyorlar, geleceğe yönelik planların sekteye uğraması korkularına başvuruyorlar.
Ve sonunda bizi bira, süt ve kola seçeneklerinin güzel bir seçenek olmadığı konusunda ikna ediyorlar.
Üstelik bunu o kadar hızlı yapıyorlar ki “biz” daha ne olduğunu anlamadan “kararımızı” vermiş oluyoruz.
Ama “büyük kararlar”ımıza bu süreci hatırlıyor gibiyiz.
Örneğin “hangi işe gireceğiz?”, “çocuklara nasıl bir eğitim vereceğiz?”, “hangi hastanede ameliyat olacağız?” gibi “büyük konular”da karar alma süreçlerini şu anda gözden geçirsek...
“En iyi kararı avantaj/dezavantajlarını tartarak verdiğimizi”, “o şartlar altında ondan başka karar verilemeyeceğini”, “bugün o şartlar altında olsak gene aynı kararı vereceğimizi” anlatabiliriz kendimize ve ilgilenenlere...
Demek ki büyük karar, küçük karar farketmiyor aslında kararı beyinimizin pek de kontrol edemediğimiz bir yanı veriyor.
Küçük kararlarda bu süreç o kadar hızlı oluyor ki sanki A seçimi ile B seçimi arasında bir fark yokmuş da biz “kafamıza göre takılmışız” gibi geliyor.
Büyük kararlarda ise beyin içindeki nöron grupları bu “kar/zarar” araştırması daha geniş boyutlarda yaptığı için o süreci hatırlıyoruz.
Bu karar alma sürecini bir meclis oturumuna benzetebiliriz. "Çocuğu oto sanayi mahallesinde kazım abinin yanına verelim, hiç olmazsa bir meslek öğrensin" diyen grupla, "Hayır benim yavrum okuyacak vali olacak" diyen grup uzun süren tartışmalar sonunda çocuğun tiyatrocu olmasına izin verilmesine karar veriyor.
Belki de verdiğimiz karardan pişmanız, ancak o zaman için en uygun karar olarak o geliyordu bize..
İşin güzeli her iki süreçte de bizim adımıza karar veren birisi var...
Bize düşen o görevi yerine getirmek. Sonra da sonuçlarına katlanmak veya zevkini sürmek.
1 Mart 2009 Pazar
Bölüm 25 - İtiraz 6 : En azından ufak kararları ben veriyor olamaz mıyım?
Etiketler:
büyük kararlar,
karar verme,
seçim,
serbest iradenin psikolojisi,
ufak kararlar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder