Mesela sevişmeyi ele alalım...
İlk bakışta, evrim sevişme söz konusu olduğunda bizim en yakın dostumuz gibi görünüyor: sevişmek “Serbest İrade” ile zaten yöneleceğimiz bir tercih gibi gözüküyor.
Sevişmek sadece epeyce zevkli bir şey değil aynı zamanda ihtiyacımız da olan bir şey. Çocuk sahibi olmak için sevişmeye ihtiyacımız var, ve çocuk sahibi olmazsak da insan ırkının nesli tükenir...
Ama bir dakika... “çocuk sahibi” olmanın bizimle ne ilgisi var? Yani “bireyler” olarak demek istiyoruz.
Tamam bir tür olarak tabii ki çocuklara ihtiyacımız var. Ve her birimizin ataları en azından bir kere sevişmemiş olsaydı şimdi biz de olmazdık...
...ama bunun bize yararı ne? Sevişmenin bize ne yararı var – tabi gözle görülür zevki dışında?
Şurası gerçek ki bir daha hiç sevişmesek de hayatlarımızı devam ettirebiliriz (tabi yaşadığımız süre bize daha uzunmuş gibi gelecektir, ama olsun)
Dahası, sevişmek, bir ihtiyaç olmamanın dışında bir de çok tehlikeli bir eylem. Özellikle vahşi doğa ortamındaki hayvanlar için:
Sevişmek ve çocuk yapmanın tehlikeleri:
- Dişi için, hamilelik süreci hem pahalı hem de zor bir süreç.
Hem daha fazla yiyecek bulmak zorunda hem de taşıdığı yük yüzünden yiyecek bulması daha da zorlaşacak.
Hatta bırakın avlanmayı kendisi bir av haline gelebilir.
Sonra bir de doğum yapacağı bir yuva bulmak/kurmak zorunda. Üstelik doğumun kendisinin acısı var.
Doğum sonrası yavrunun bakımı, düşmanlara karşı savunulması ve dış dünyanın garipliklerinden korunması için eğitimi gibi konulara girmiyoruz bile.
- Erkek de olaydan o kadar kolay kurtulamıyor.
“Arazi hakimiyeti kavgaları”nı düşünün.
Eğer bir tavuskuşu iseniz sizinle sevişmeyi kabul edecek bir dişi bulmak için o komik kuyruğu taşımanız gerekiyor.
- Ve tabi bir de hastalıklar. Her iki cins için de sevişmek hastalık yaymak için en ideal yöntem – atalarımızın koruyucuları da yoktu. Kullanmak isterler miydi o da ayrı bir konu.
Çocuklar! Onlara kimin ihtiyacı var ?
Şurası açık ki – bizim yok.
O zaman niye yapıyoruz? Neden sevişiyoruz..ve niye çocuk sahibi oluyoruz? Niye beyinlerimiz ,bu kadar tehlikeli bir şeyi yapmamız için bizimle tatlı tatlı konuşup ikna etmeye çalışıyor...bizim yararımıza değilse, ne?
Niye evrim bizim yararımıza olmayan şeyler yaptırtıyor bize?
Çünkü evrim bizimle alakalı değil. Yaşam bizimle ilgili değil. Varoluş sebebimiz...bizim yararımıza değil.
Evrim genlerle ilgili. Biz, genlerimizi her tarafa saçmak için kullanılan makineleriz. Saçma gibi gözüküyor, sanki öteki türlüsü doğru olacaktı. Ama değil.
Kendinizi en sevdiğiniz müziğin CD’si gibi düşünün.
Asıl olan hangisidir? CD mi, müzik mi? Müzik CD sayesinde mi vardır, yoksa CD müzik sayesinde mi vardır?
Açık ki asıl olan müzik. Müzik bir başka CD’ye veya teknoloji geliştiğinde daha da gelişmiş bir taşıyıcı da kopyalanabilir. Sonra CD’nin işi biter. Nasıl plak ve teyp kasetlerin işi bittiyse, öyle...
CD’ler müziği dünyaya yaymak için iyi bir yöntem oldukları için varlar. Amaç onlar değil, asıl olan onlar değil..onlar sadece yöntem.
Aynı şekilde insan da asıl olan değil, sadece genlerin dünyaya yayılması için araçlarız.
Genler müziktir. Bizler de CD.
İşte bu yüzden biz insanlar hayata birey olarak devam edecek şekilde davranmak için düzenlenmemişiz...
...genlerimizin hayatta kalmasına yardım edecek şekilde hareket ediyoruz.
Eğer genlerimizin hayatta kalma şansı için kötü bir şey olursa – kendimizi kötü hissediyoruz
Eğer genlerimizin hayatta kalma şansı için iyi bir şey olursa – kendimizi iyi hissediyoruz
Bu bilimin bize şimdiye kadar öğrettiği en önemli şey olabilir.
Tabi bu demek değildir ki yaşamışız ölmüşüz arada fark yok. Ama sırf yaşamış olmak için de yaşamıyoruz. Bir sonraki nesli yaratmak için yaşıyoruz.
“Yaşıyor olmak” sadece genlerimizin hayatta kalma şansını artırmak için bir mekanizma.
Evrim de işte böyle çalışıyor. Evrimin kendisi bu. Kendiliğinden. Eğer genetik bilgi bir nesilden ötekine geçmezse evrim süreci de olmaz.
Eğer atalarımız genlerinin yaşama şanslarını artırmak yerine kendi bireysel yaşama şanslarını maksimum hale getirseydi, daha uzun yaşayabilirlerdi...ancak bunu sıradaki genlere aktaramazlardı: “kendine iyi bak, çocuk sahibi olmak da neymiş” diyen genler bir sonraki nesle aktarılamadı.
Sadece seks yapma ve doğan çocuğa bakma riskini göze alanlar bizim atalarımız oldu.
Evrim (veya doğal seleksiyon) sadece genlerin yararına olan davranışları seçer.
Ama ben çocukları seviyorum – Benim de çocuğum olsun istiyorum. Serbest irade sahibi olsam da olmasam da çocuk sahibi olurdum. Ve tabi sevişmeyi de seviyorum. Benim serbest irademe kalsa sevişmeyeceğimi söylerken ciddi değilsiniz değil mi?
Peki gerçekte olmasa da sevişme ve çocuk sahibi olmanın getireceği zevki alabiliyor olsaydınız?
Kulağa saçma geliyor değil mi, tabii ki..ama asıl olanın nasıl hissettiğimiz olduğu konusunda anlaşmıştık, bu durumda da bu duyguları getirdiği riskler olmadan yaşamayı da düşünmeliyiz. Böyle bir olanaktan yararlanmak epeyce akıllıca olmalı.
Sevişip çocuk yapıyoruz çünkü evrim bizim bu fikirden hoşlanmamızı istiyoruz.
Bundan hoşlanmayı seçiyor değiliz.
Eğer gerçekten “Serbest İrade”miz olsaydı – bugün ne yapıyor olurduk?
Sadece kendimizi iyi hissetmeyi mi seçerdik? Gün boyunca mı? Haftada 7 gün, günde 24 saat mi? Hayatımızı herşeyin bize inanılmaz güzellikte geleceği şekilde mi kurardık – acı yok, vicdan azabı yok, suçluluk duygusu yok, kıskançlık yok, endişe yok ?
Ne de olsa hayatta kalmayı garantiledikten sonra başka şeyler yapmak için motivasyonumuz ne olacak ki? Yapacağımız her şey gelecekte de kendimizi mümkün olduğunca iyi hissetme yönteminden emin olmakla geçecek. O zaman aracıyı atalım ve kendimizi iyi hissedelim. Etrafımızdaki dünyada ne olsa da mı?
Eğer gerçekten özgür olsaydık, kendimizi iyi hissetmeyi seçerdik... Bütün gün boyunca... Etrafımızda ne oluyorsa olsun.
Bilinçli zihnimiz şunu yapmaya programlanmıştır : hoşa giden duyguları çoğalt, hoşa gitmeyen duyguları en aza indir. Bu sayede genlerimizin hayatta kalma şansını çoğaltırız.
Bu aşamada sistem gayet güzel çalışır. Yani genlerimiz için.
Ama biz bireyler için – yani bilinçli zihinlerimiz için böyle çalışmıyor. Bilinçli zihnimiz genetik hayatta kalma şansını artırma ihtiyacı için programlanmış hedeflere ulaşma konusunda devamlı engel çıkartır.
Peki bundan kurtulamaz mıyız?
Bilinçli zihnimizi, davranışlarımızı kontrol eden bencil kopyalayıcıların diktatörlüğünden kurtaramaz mıyız?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder