Kişisel Deneyim #1 : Zevk Azalması
Elinde bir tane müzik albümü olan bir kişi düşünün.
İstanbul, Üsküdar’da bir adam var, elinde de bir tane müzik albümü.Sezen Aksu’nun bir albümü ..ama bu o kadar önemli değil.
Önemli olan şu ki, diğerlerimizin aksine bu adam tek bir albümden sıkılmıyor.
Defalarca defalarca dinliyor.
Arkadaşları “Nasıl oluyor da aynı müziği defalarca dinlemeye tahammül ediyorsun yahu?” diyor
Adam gülümsüyor ve “Siz nasıl tahammül edemiyorsunuz yahu?” diyor
Tamam bu bir kurgu..Ama zaten öyle olmak zorunda değil mi? Ne de olsa böyle bir durum hiç insanî değil.
Müzik ne kadar iyi olursa olsun, söyleyen ne kadar iyi söylerse söylesin – bir tek albümü defalarca üst üste dinlemek hiç de normal değil.
Peki ama niye sıkılıyoruz? Neden 10, hadi 20 defa severek dinlediğimiz bir şey daha sonra yavaş yavaş çok tanıdık geliyor ve sıkılmaya başlıyoruz?
- Müzikte değişen hiç bir şey yok: Biz dinledikçe kötüleşmiyor, hani defalarca giysek ilk güzelliğinden kaybetmeye başlayacak ayakkabılarımız değil ki
- Dış dünyada da değişen bir şey yok: ses dalgaları kulak zarlarımıza farklı bir şekilde vuruyor değil..
Ama gene de sıkılıyoruz.
Bir sebepten dolayı, kendi beynimiz aldığımız zevkten bizi uzaklaştırmaya başlıyor ve gidip yeni bir albüm almaya zorluyor bizi.
Ve, bütün bunlar da bize normal geliyor
“Bu işler böyle, arkadaşım”
Kişisel Deneyim #2: Beklenti Ayarlayıcısı
Yılsonu ikramiyesi
İki işçi yıl sonunda ikramiye olarak 5,000’er TL aldı.
Bir tanesi hamburgercide çalışıyor öteki ise büyük bir borsa yatırım kuruluşunda.
Hamburgercimiz zevkten havalara uçuyor, ancak yatırımcımız sinire kesmiş.
Geçen sene 200,000 TL ikramiye almıştı, bu sene de hemen hemen o kadar birşey bekliyordu.
Bu iki insanın tepkileri tamamen hayattan beklentileri üzerine kurulmuş durumda.
İkisi de aynı deneyimi yaşıyor – beşer bin TL’lik ikramiye..ama bir beyin bu bilgiyi “Yaşadın oğlum” a dönüştürürken öteki “Bu bir skandal”e dönüştürüyor.
Ve gene bu iki durum da normalmiş gibi geliyor..tabii ki yatırım uzmanı 5000 TL’yi beğenmez, onun değeri daha fazla, dolayısıyla da daha fazlasını bekliyor. “Ben onlara bir işlemle 5000 TL kazandırıyorum yahu” diyor, kendi kendine.
Ama durun – başarı bizi gerçekten daha mutlu yapar mı?
Yatırım uzmanı aslında “başarılı”. Daha az maaş alanların gözünde o ulaşılmak istenen bir seviyede. Ama gene de sevgili arkadaşımız mutsuz.
Eğer mutluluk bizim düşündüğümüz gibi çalışıyor olsa, şu anda neye sahip olduğumuzdan bağımsız olarak mutlu olmamız gerekmez mi?
Eğer mutluluk başarının bir ödülü ise, kendimiz ne kadar iyi hissettiğimiz, başarı beklentilerimize bağlı olmamalı...şu andaki başarımıza bağlı olmalı. O kadar.
- Yatırım uzmanı 5000 TL’lik ikramiyesi ile aslında Hamburgerci kadar mutlu olmalı
- Ve beklediği gibi 200,000 TL ikramiye alsa daha bile mutlu olabilir.
Ama tabi olay böyle çalışmıyor. Eğer çok büyük bir ikramiyeyi hakettiğimizi düşünüyorsak, alamadığımız zaman mutsuz oluruz.
Zevk Azaltıcısı ve Beklenti Ayarlayıcısı’nı o kadar iyi biliyoruz ki sorgulamıyoruz bile. Yaşadığımız dünyanın içindeki hayatımızın parçaları, kafamızın içindeki dünyanın değil.
Ama gene de, onlar olmasa, ne kadar harika – ne kadar mükemmel – hayatlarımız olurdu.
Zevk Azaltıcısı ve Beklenti Ayarlayıcı’nın açıklaması
Genetik köleler olduğumuz anlayana kadar, bir açıklama peşinde bile değildik.
Ya içinde yaşadığımız dünyayı suçluyorduk ya da o dünyaya uyum sağlama konusundaki kendi beceriksizliğimizi.
Ama şimdi en azından nasıl hissettiğimiz konusunda yaşadığımız dünyanın sorumlu olmadığını biliyoruz: Nasıl hissettiğimizin sorumlusu evrimsel açıdan programlanmış zihinlerimiz. Üstelik tamamen onlar sorumlu. Seçim konusunda tam yetkili olan onlar.
Peki bu zevk azaltıcısı ve beklenti ayarlayıcısının evrimsel açıdan bir sebebi var mı?
En iyisini elde etmek, yaşam standardımızı sürekli artırmak ve ne kadarına ulaşmış olursak olalım hiç doymamak konusunda beynimizi yönlendirmenin bir mantığı var mı?
Evrim bizim beynimizi böyle donatmış olabilir mi?
Kendi evriminizi düşünün
Bir kaç milyar yıldır epeyce sıkı çalışıyorsunuz ve en sonunda en büyük yaradılışınızı gerçekleştirdiniz : Bay Homo Sapiens..
İşler gayet iyi gidiyor. Yeni makineniz dünyada epeyce değişiklikler yapmaya üzere ağırlığını koymaya başladı.
- Yeni tarım projeleri sayesinde en azından dünyanın bir kısmında yiyecek kıtlığı pek görülmüyor; yeni araçlar sayesinde onu avlamaya çalışan diğer hayvanlara karşı kendini savunabiliyor; yeni kabiliyeti sayesinde ateşe hükmedebiliyor. Artık geceleri sıcak ve rahat.
Yemek pişirmeyi de öğrendi.
Yarattığınız yeni şey o kadar başarılı ki iyi hissettiren kimyasallarla devreleri aşırı yüklenmeye bile başladı.
Bu Homo Sapien’ler için çok büyük bir gün. Günde sadece bir veya iki saat çalışıyor ve sonrasında etrafa gülücükler atarak yan gelip yatıyor.
Artık isteme aşamasını bitirdi, sahip olma aşamasında. Ve bu her şeyi değiştirdi. İş yaptıran, risk aldıran, sonuç için uğraşan ruh hali...gitti. Motivasyonunu kaybetti.
Bu da yolda problemlerin gelmekte olduğunun habercisi.
Doğada hayatta kalmak, iş dünyasında hayatta kalmak gibi: şu anda ne kadar başarılı olursanız olun, pazarınızı elinden almak isteyen birileri her zaman vardır.
Eğer sırtınıza yaslanır, eksi yöntemlerle iş görmeye devam eder, eski fiyatlar, eski teknolojide ısrar ederseniz bir genç girişimci daha ucuz daha yeni daha “doğa dostu” tekliflerde bulunmaya başlayacaktır.
İş yaşamında, geçmiş başarılarınızla övünmek için vakit yoktur. Aynı şekilde doğal dünyada da. Her zaman sizin yiyeceğinize göz koyanlar, eşinizi çalmak isteyen uzak akrabalar çıkacaktır.
Bu durumda, siz de evrimin yerinde olsanız, makinenizi olabildiğince başarılı olacak şekilde programlamak için durumu tekrar gözden geçirmeniz gerekiyor:
Yeni makinenizi mutluluğa erişmek için koşturup durması yönünde motive ettiniz...
...ama ne zaman mutlu olacağını halletmediniz.
Sevgili yaratığınızın her zaman daha fazlasını istemesini nasıl sağlayabilirsiniz? Ulaştığı mutluluğun daha fazla başarı ve gelişmeyi elinden almasını nasıl engelleyebilirsiniz?
Ve nasıl programlamanız lazım ki her zaman ulaşabileceğinin en fazlası için uğraşıyor olsun?
İlk olarak, aldığı zevki azaltmanız lazım.
Ve ikinci olarak da, en az birinci kadar önemli, zevk bisküvitçiklerinin sadece geçmiş başarılara göre geldiğinden emin olmanız lazım: Zaten yürümeyi başarabilen bir bebeği emeklemeyi başarıyor diye kutlamazsınız.
Makineniz durum “iyi” olduğu zaman kendini iyi hissetmez...
..ancak durum daha iyiye gittiği zaman iyi hisseder.
Peki böyle bir mekanizmayı nasıl deneyimliyoruz? Beklentilerimizi ayarlayarak.
Ne zaman bir hedefe ulaşsak...beklentilerimiz de onunla birlikte çoğalıyor.
Beklenti Ayarlayıcı...
...Golf oynarken
Golf gibi bir sporu uzunca süre eğlenceli hale getiren şey her zaman kendinizi geliştirme olanağınızın olmasıdır. Sürekli bir rekabet halidir: ne kadar iyi olursanız olun daha iyi olma olasılığı her zaman vardır. Tabii ki düşündüğünüzden daha iyi oyun çıkardığınızda da aldığınız zevk artar.
Oyun süresince düşündüğünüz şu olur: “Sopayı biraz daha düzgün tutabilsem..Tiger Woods’u olurum bu oyunun”...Gerçek şu ki “çok iyi” oynayanlar, “iyi” oynayanlardan daha çok zevk almaz bu spordan.
Her golfçü gösterdiği gelişmeye göre kendini iyi hisseder yoksa o anda ne kadar iyi oynadığına göre değil. İşte bu yüzden bu spor yeni başlayana da uzamanlaşmış olana da hemen hemen aynı zevki verir.
Ve tabi aynı hayal kırıklıklarını da yaşatabilir.
Eğer umduğunuz kadar iyi oynamazsanız, başarısızlık hissi yaşarsınız. Ve hiç kaçarı da yok, kaybettiğinizde sinirlenir ama kazandığınız zaman da zevk alamazsınız.
...Kahvaltı yaparken
Bir sabah kalktığınızda yapacağınız kahvaltınızın bir dilim bayat ekmek ve o kadar da temiz görünmeyen bir bardak sudan oluştuğunu hayal edin.
Hayatınızdan pek memnun olmayacağınız belli: nerede benim taze sıkılmış portakal suyum, nerede sucuklu yumurtam?
Peki eğer ıssız bir adada, yiyecek içecekten mahrum bir şekilde iki gün geçirseydiniz? Birden o ekmek ve su kurtuluş olarak gelecekti gözünüze değil mi? Birden dünyanın en mükellef kahvaltısına dönecekti gözünüzde şimdi suratına bakmadığınız o bir dilim ekmek.
Hayatta yaptığımız her şey beklentilerimize göre ayarlanır: iş yerinde aldığımız ikramiyeden sabah yaptığımız kahvaltının içeriğine kadar: doyum, beklentilerimizin karşılanıp karşılanmamasına bağlıdır.
Biz Bilinçli Robotlara her zaman yapabileceğinin en fazlasını yaptırmak için bu kadar basit bir çözüm ve bu kadar basit bir araç.
Peki evrim bizi daha başka nasıl ayarlamış olabilir ki? Başarının mutlak bir ölçütünü kullanamazdı:
- Evrim sizin Nişantaşı’nda mı yoksa bir varoş mahallesinde mi doğacağınızı bilemez
- Evrim yaşayacağınız zorlukların hafif bir meltem gibi mi yoksa fırtınaya mı benzeyeceğini bilemez
Bu bilinemezlikte de, durumunuz ne olursa olsun sizi motive halde tutacak bir mekanizma bulması lazımdı.
Ve varolan durumumuzdan hoşnut olmamaktan daha basit bir yöntem var mı?
11 Mart 2009 Çarşamba
Bölüm 15 - Bize Huzur Vermeyen İki Mekanizma : Zevk Azatıcısı ve Beklenti Ayarlayıcısı
Etiketler:
Beklenti Ayarlayıcısı,
Hayatta kalmak,
Zevk Azalması
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder