Hayatta büyük şeylere erişmek için küçük şeyleri de başarmak lazım
Çoğu zaman, dağın aynı yüksekliğinde dururuz. Yukarı çıkış veya aşağı inişlerimiz çok ufak mesafelerle ölçülebilir. Ve gerçekten de bize zevk veya acı veren şeylerde bu ufak aşağı veya yukarı hareketlerle olur.
Taze Süt Örneği
Sabah kalkıp buzdolabında taze süt bulmak sizi o kadar da heyecanlandırmaz. Bu ne yukarıya ne de aşağıya doğru bir hareket – zaten dolapta süt bekliyordunuz – ve süt orada işte.
Ama kapağını açıp da burnunuza ekşimiş süt kokusu gelmeye başladığı zaman, dağın yamacında aşağıya inmeye başladınız.
Sabah kahvaltınızı alıştığınız şekilde yapamayacak olduğunuzu anlamaya başlıyorsunuz.
Huzursuzlandınız, huysuzlandınız belki de hıncınızı kediden almak istiyorsunuz.
Ama durun! Yaşasın, yaşasın !
Birden sevgili ve bir o kadar da düşünceli eşinizin buzdolabının arka tarafında taze ve açılmamış bir kutu süt daha sakladığını farkediyorsunuz...dağın yamacında tekrar yükseliyor olmanın verdiği o zevk ve rahatlama duygusu..
Aslında yükseldiğiniz yer de buzdolabının kapağını açmadan önceki yerinizle aynı.
Bir başka örnek :
Sabah patronunuz, masanızın yanından size selam vermeden geçti. “Haydaaa ne yanlışımı gördü? Zaten performans değerlendirme dönemine de yaklaştı. Bittim ben...Güle güle yüklü zam, güle güle ikramiye...”
2 saat sonra yanına çağırdı gayet sevimli bir şekilde hatır sordu, sabah muhasebecisiyle kavga ettiğinden dert yandı. Ohhhh sizinle ilgili değilmiş.
Demin gümbür gümbür yuvarlandığınızı zannettiğiniz dağa aynı hızla geri tırmandınız. Sonuçta geldiğiniz yer yine aynı yer.
Ama olsun artık mutlusunuz.
İşte dağın yamacında başarılı bir şekilde yükseldiğimizde olan şey.
Satış bölümünde çalışıyorsunuz.
Normalde 30 telefon görüşmesi yapar ve 5 satışı bağlarsınız. Sonra size birşeyler oldu – veya global ekonomiye bir şeyler oldu. Üç gün boyunca üstüste 10’ar tane yeni müşteri satışı gerçekleştirdiniz. Müdürünüz seviyor. Patronunuz seviyor.
Dördüncü gün sadece 8 satış yapabildiniz.
Birden, günde 8 satış kötü performans olarak gözükmeye başladı.
Halbuki daha 4 gün önce 8 çok iyi bir satış rakamı idi.
Dağda daha yüksek bir seviyeye alışmıştınız. Bunun keyfini çıkardınız ama şimdi günde 10 satış bile size o kadar zevk vermiyorken, 8 satış sizi üzüyor.
Taraftarlık
Eğer takımınızın gelene geçene yenildiğini görürseniz beklentileriniz de azalır. Şampiyon olamazsa o kadar da üzülmeyeceksiniz.
Aslında yenilgiye pek o kadar da üzülmezsiniz, iş ki şampiyonluğa oynayan takıma yeniliyor olsa ve o kadar da kötü bir yenilgi olmasın. Her tarafta zevk bisküvitçikleri var.
Peki ya karşı takımın taraftarı iseniz. Favori sizseniz?
Şimdi baskı başladı. Artık kazanmak aynı şeyi ifade etmiyor. Galibiyet zaten beklediğiniz bir şey. Galibiyet sizde mutluluktan çok bir rahatlama hissi yaratacaktır. Mutluluk için daha şaşalı bir galibiyete ihtiyacınız var – takımınız sizin beklentinizden daha fazlasını gerçekleştirmeli.
Örneğin 3 Büyüklerden birisinin Süper Ligi 2. olarak tamamlaması bir başarı olarak görülmez ama Anadolu takımlarından birinin ligi 2. tamamlaması şehirde fener alaylarının düzenlenmesine sebep olur.
Niye ? Çünkü, "Beklenti Ayarlayıcısı" devreye girdi.
Takımınızın iyi veya kötü durumda olması değil önemli olan, o hafta sizin beklentilerinizi karşılıyor mu, karşılayamıyor mu? İşte o beklenti, takımınızın o hafta iyi oynamasından aldığınız zevkin ölçüsü olacaktır..tabi aynı şey yenilgide de geçerli.
İşte bu yüzden ligde son sıralarda olan takımlar da taraftar sahibi. Ve bu takımların taraftarları da diğer takımların taraftarları kadar zevk alıyorlar takımlarını seyretmekten.
Beklenti ayarlayıcısının hayattan aldığımız zevk için önemi de buradan geliyor.
Eğer beklentilerimiz her gün ayarlanmasa :
- Her sabah sadece hayatta olmanın verdiği mutluluk hissi ile kalkacağız
- Her sabah bir iş sahibi olmanın verdiği mutlulukla kalkacağız
- Her sabah sürdürdüğümüz ilişkiden mutlu olarak kalkacağız
...çünkü hep daha kötüsü olabilirdi diye düşüneceğiz...buna da şükür.
Şurası muhakkak ki eğer bu yazıyı okumak için gerekli zaman ve enerjiyi buluyorsanız dünyadaki milyarlarca insandan çok daha iyi “hayatta kalma şansı”na sahipsiniz demektir.
Yeteri kadar başarmadık mı?
İnsanlar genlerini tatmin edecek kadar başarıya ulaşmadılar mı?
Mutlu bir hayat yaşamaya sıra gelmedi mi hala?
Uzun araba yolculuklarından sıkılan çocuklar gibi mızmızlanamaz mıyız : Daha gelmedik mi?
Ne yazık ki beklenti ayarlayıcısı bizim dışımızda programlandı ve biz daha hızlı araba, daha yüksek gökdelen, daha ufak cep telefonları üretmeye devam edeceğiz...ve bütün bunları da mağara adamlarının yaşadığı mutluluktan daha fazlasını yaşayabilmek adına sonsuz bir çaba ile yapacağız.
Peki atalarımızdan daha mı mutluyuz gerçekten?
Şimdi yaşadığımız şu monoton günler
Ortaçağ’da ulaşılmaz müthiş fantezilerdi
Metin Üstündağ
100 yıl önce yaşadığınızı düşünün.
Sabah uyanırsın...Soğuk...Öyle böyle değil, dondurucu soğuk. Kombi mi çalışmıyor acaba? E tabi – kombi diye birşey yok ki. Sıcak duş da yok. Ve tabi tuvalet de dışarıda, bahçenin sonunda.
Amaaan boşver. Şimdi arabaya atlar, ısıtmayı açtık mıydı ısınırız. Zaten iş yeri de şimdi sıcacıktır... Ama tabi araba filan yok. İşe yürüyerek gideceksiniz. İş yerinin de sıcak olduğunu ummayın çünkü açık havada çalışıyorsunuz.
Umabileceğiniz tek şey akşam eve gidip ayaklarınızı uzatıp TV seyretmek...
21. yüzyılda hiç sorgulamadan kabullendiğimizi çoğu şey 100 yıl önce yoktu. Hiç aklımız alıyor mu araba, televizyon, hastane, buzdolabı, hazır yiyeceklerin olmadığı bir hayatı?
Bugün rahatlığımızı ve mutluluğumuzu sağlayan bir sürü şeyin atalarımız zamanında olmadığını düşünmek mümkün değil gibi geliyor.
Binlerce yıl önce Efes şehri geceleri de aydınlatılan 3 şehirden biriymiş koca dünya yüzünde. Acaba kaç Efes’li “yaa ne kadar şanslıyız, dünyada topu topu 3 tane şehir gece karanlığına bürünmüyor. Ne mutlu bize ki onlardan biri de bizi” demiştir?
Peki bunları daha iyi hale getirmek için bu kadar uğraştık da ne kazandık? Tamam daha uzun yaşıyoruz. Ama daha mutlu muyuz?
Ve yaptığımız her şeyi düşlediğimiz her şeyi etkiliyor gibi görünen bu "beklenti ayarlayıcısı"na gerçekten ihtiyacımız var mı?
Onsuz daha rahat etmez miydik?
Ama her şey de bu "beklenti ayarlayıcı"nın esiri değil, değil mi?
Bunun cevabını kendi Mutluluk Dilek Listesi’ni kurcalayarak verebilirsiniz.
Eğer şartlar değiştiğinde dilek listenizdeki belli bir madde de değişebiliyorsa, o dilek beklenti ayarlayıcısına bağlı demektir.
Örneğin bir 1 milyon TL..herhalde listenizde bunun için bir yer vardır.
Peki Süper Lotodan 55 Milyon TL’yi kazandığınızı düşünün, o listede hala kalmaya devam edecek midir 1 milyon TL?
Peki herşey kötü giderse?
- Başarısızlık durumunda ne oluyor? Ne yani, dağın en dibindeysek bu bizi mutsuz mu etmeli?
Biz insanların bir sürü korkusu vardır. Bu evrimin en iyi buluşlarından biridir.
Korkularımızın en büyüklerinden biri de “ya hayat kötüye giderse, ya mutsuz olursak?” korkusudur.
Felaket kapıyı çaldığında yaşayacağımız sefalet ödümüzü patlatır.
Kötürüm olmak, tekerlekli sandalyeye mahkum olmak, bu yüzden çok ürkütücüdür. Altından kalkamayacağız bir durumdur. Kötürümlüğümüzün bir kısmı ile uzlaşabiliyor olsak da artık eskisi gibi mutlu olamayız. Şartlar düzelmediği müddetçe mutsuzluk kalıcı olacaktır.
Ama gerçekten durum bu mu? Olaya bir de evrim açısından bakalım: evrimin ne hakkında olduğunu bildiğimize göre “sürekli mutsuzluk” mantıklı birşey mi?
İlk bakışta, evet. Mantıklı gibi görünüyor.
Galiba mutsuz olduğunuz zaman başarmak için normalden daha fazla motive olacaksınızdır. Daha çok acı çekerseniz, şartları değiştirmek için daha çok çalışıp eski duruma dönmeye çalışacaksınızdır.
Ama...
Bu mutsuzluğun mutluluktan daha motive edici olduğu varsayımına dayanmaktadır. Lakin bu o kadar da basit bir şey değil.
Eğer mutsuzluk mutluluktan daha etkili olsaydı...hep mutsuz olurduk. Evrim bize bunu sağlardı.
Mutsuzluğun mutluluktan daha etkili olamayacağını nasıl biliyoruz?
Evrim en iyisini seçer. Ve en iyi insanlar da etrafa gen yaymak için en motive insanlardır.
Bu da demektir ki, eğer mutsuzluk en etkili durum olsaydı..biz de her zaman mutsuz olacak şekilde evrim geçirirdik. Ve sadece olaylar ters gittiği zaman değil...yolunda gittiği zaman da mutsuz olurduk.
Ne var ki bu durum, çoğumuz için öyle değil.
Demek ki evrimin ne olduğunu bilen bizler için sonuç şu:
Mutsuzluk sonsuza kadar süremez...
- Beyinlerimiz mutluluk (veya mutsuzluk) seviyelerini ayarlayabilme yeteneğine sahip olmalı ki biz belli bir süre sonra artık kendimizi mutsuz hissetmeyelim. Kendiliğinden. Gerçek hayatta ne oluyorsa olsun. “Bu durumla nasıl savaşacağımız” bizim çözeceğimiz bir şey değil. Ne kadar beceriksiz olursak olalım, beyinlerimiz belli bir süreden sonra mutsuz hissettirmeyi kesecektir.
Hayatın doğasında mutsuzluk değil...tam tersi mutluluk vardır.
Evrim vazgeçmemizi istemez, durum ne kadar kötü olursa olsun.
Ve o vazgeçmemizi istemiyorsa, demek ki hala elimizden gelenin en iyisini yapmamıza ihtiyacı var. Bu yüzden de iyi şeylerle kötü şeyleri ayırdedebilmemize ihtiyacı var.
Eğer gerçekten mutsuzsanız, işlerin daha da kötüye gittiğinin farkına nasıl varacaksınız?
Günlük kötülükleri nasıl farkedeceksiniz? İşler iyi gittiğinde siz de kendinizi iyi hissetmelisiniz.
Ufak şeylerin yoluna girmesinden mutlu olmanız lazım. Aynı şekilde yolunda gitmeyen ufak şeyler için de kendinizi kötü hissetmelisiniz.
Şartlar ne kadar korkutucu olursa olsun denemeye devam eden insan, hayatta kalma şansı daha yüksek olan insandır.
En başarılı insan, ne kadar başarılı veya başarısız olduğuna bakmadan şartları zorlayan insandır.
Daha iyisini yap:
Ne kadar başarılı olursak olalım
Veya ne kadar başarısız olursak olalım
Başarılı olmaya yönelik bu “dur durak bilmeyen yarış”, evrimin çok fazla şey istediği anlamına geliyor – hiç bir zaman bizim tatmin olmamıza izin vermiyor. Sürekli istiyor, merhametsizce istiyor.
Ama aynı sebepten de çok kolay affediyor – başarısızlıklarımız her seferinde mutluluğumuzu nötr pozisyonuna getirerek “reset”liyor.
Evrim bunu “iyi biri” olduğu veya “bizi umursadığı” için yapmıyor, ileride çok daha verimli olacağız ve genetik şansı artırmak için iyi iş çıkaracağız diye yapıyor.
Her Şey Gelecek İçin
Bir felaket olsa ve tekerlekli sandalyeye muhtaç olsak mutsuz olacağımızı düşünürüz.
Ama bunun ne anlamı olacak ki?
Evrim sadece gelecekle ilgilenir.
Evrim hep önüne bakar – geçmiş geçmişte kalmıştır.
Evrimin bize acı hissini verme sebebi o yaptığımızı bir daha yapmamayı hatırlamak içindir. Gelecek sefer kullanabileceğimiz bir ders vermek için bizi cezalandırır.
Evrim geçmişe eğitim gözü ile bakar, cezalandırma amacı ile değil.
"Olan oldu, önümüzdeki maçlara bakalım" yaklaşımı, süreklidir
Acı çekmemizin tek sebebi gelecekteki performansımızı artırmaktır.
Hata yapmak kötüdür ama o yapılan hatadan ders çıkarmamak daha kötüdür. Hatayı tekrarlamak kötünün şahıdır.
Ve şurası çok önemlidir ki, bu eğitim, gelecekte daha iyi performans göstermek içindir.
Beklenti ayarlayıcı iki yönde de çalışmalıdır: durumumuz kötüleşirse ve dağın yamacında aşağı düşersek, tekrar iyi hissetmek için eskisi kadar yukarıya tırmanmaya gerek yoktur.
Neden mutlu veya mutsuz olacağımızı düşünürüz?
Niye sürekli mutluluk yaratabileceğimize dair bir inancımız var..bununla eş olarak işler yolunda gitmezse de sürekli mutsuz olacağımızı düşünüyoruz?
Biz şu andaki problemlerimizi çözmeye odaklanıyoruz da ondan
Çoğu insan için, şu andaki problemlerinin çoğu daha fazla para ile çözülebilir:
- Eğer daha fazla paramız olsa çalışmak zorunda kalmayacağımız için patronla olan problemimiz çözülebilir
- Pencerelerimizin silinmesi gerekliliği, birine para verip temzileteceğimiz için, ortadan kalkabilir
Bizim problemimiz, şu anki problemlerimizi ortadan kaldırsak başka problemlerin ortaya çıkmayacağına inanmamızdan kaynaklanıyor.
Küçükken problem olarak gördüğümüz şeylerin büyüdüğümüzde nasıl ortadan kalktığını unutuyoruz.
Bir zamanlar aklımızı o kadar meşgul eden, o zamanlar için o kadar önemli olan, problemlerin ne kadar çok olduğunu unutuyoruz...Şimdi o problemlerin başka problemlerle yer değiştirdiğini unutuyoruz.
Şöyle düşünün: Bilgisayarlar olmadan 1 haftada elde hesaplayarak ortaya çıkardığımız raporu şimdi yarım günde hazırlıyoruz. Peki geriye kalan 4 ½ gün bize mi kaldı?
Çocukluk, onun arkasından gençlik problemlerimiz bitince bütün problemlerimiz bitmiş oldu mu?
Nasıl her problemin bir şekilde çözüme kavuştuğunu unutuyoruz.
Gelişmenin tek yolu bu olduğu için, her şeyi daha iyi bir hale getirmek için zihinlerimizin nasıl yeni problemler aradığını unutuyoruz
Yaşantılarımız ne kadar mükemmel olursa olsun...geliştireceğimiz bir şeyler muhakkak vardır.
Bakınız Erdil yaşaroğlu’nun “Dünyanın hakimi olunca bu işleri bırakacağım..Yoksa Evrenin hakimi olunca mı bıraksam?” karikatürü
En Motive Edici Durum
Peki, eğer bizi en motive edici durum mutsuzluk değilse, nedir?
Ne mutluluk ne de mutsuzluk insan için uzun bir süre iyi durumlar değildir. Evrim açısından iksiinin arasında bir yerde olmak en verimli olanıdır...Bilim adamlarının “nötr”, geri kalanların da
....” fena değil işte”
dediği durum.
“ Fena değil işte” durumu biz insanlar için çok özel bir durumdur. Bireyler için o kadar heyecan verici bir durum olmasa da evrim için gayet güzel çalışır.
“ Fena değil işte”nin en büyük avantajı, bizim başarı için de başarısızlık için de duyarlı olmamızı sağlamasıdır.
Verimli olacaksanız kötüden nasıl iyiye gideceğinizi rahatça tanımlayabiliyor olmanız lazım. Nelerin hayatta kalmaya yarayacak ve nelerin tehlikeli olacağını kolayca ayırt edebiliyor olmanız lazım.
- Eğer sürekli acı çekiyor olursanız, daha fazla acı çektiğinizi kolay kolay anlayamazsınız
- Eğer sürekli mutlu olursanız da işlerin iyiye doğru gittiği o kadar açık seçik belli olmaz
Zıtlığa ihtiyacınız var
- Eğer sefalet içinde yaşıyorsanız, yeni bir problemle karşılaşmak umurunuzda olur mu?
- İnsanları sinir edercesine mutluysanız, bir sonraki zaferi ve ne yaparak ulaşabileceğinizi nasıl görebileceksiniz?
9 Mart 2009 Pazartesi
Bölüm 17 - Mutluluk için büyük şeyler kadar küçük şeyler de var
Etiketler:
başarı dağı,
Beklenti Ayarlayıcısı,
evrim,
fena değil işte,
motivasyon,
mutluluk
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder